[Flash 9 is required to listen to audio.]

kelimelerkacmadan:

Artık seni hiç sevmeyeceğim ve bu yazı son aptallığım olacak.

Başımı aklıma dar eden gülüşünü getirmeyeceğim gözlerimin önüne. Bir daha yapmayacağım bunu. Gülüşünü düşünmeyeceğim, ellerini de düşünmeyeceğim. Fotoğrafları sileceğim artık.

Daha kolaylaşacak herşey.

Silmeye kıyamadığım mesajları son bir kez okuyup tek bir tuşla çıkaracağım hayatımdan.

Artık seni hiç sevmeyeceğim ve bu, kusana kadar ağlayacağım son akşam olacak.

Bir daha hiç düşünmeyeceğim beni nasıl bıraktığını. Hiçbir şey yapmadan otururken, birden bire, aklıma gelmeyecek o “son konuşma”mız.

Sana hiç ağlamayacağım artık, tamam mı? 

O şarkıyı da bir daha dinlemeyeceğim. Senin olsun o hayaller. Ben artık, kimsenin benim içimi, benim beynimi, benim sevgimi sömürmesine de izin vermeyeceğim. 

Ben artık, başkasının sevgilisi olacağım. Bir zamanlar seni sevdiğim gibi, o’nu seveceğim. O da bir şey mi, seni sevdiğimden daha çok seveceğim. Bunu hakedecek. O da beni çok sevecek. Hakettiğim gibi sevecek beni. Çok eğleneceğiz onunla.  

Çok mutlu olacağım yeniden. Tamam mı?

O kadar mutlu olacağım ki, senin duvarlarla çevrili hayatına bakıp, kendimi senden kurtardığım için şanslı hissedeceğim. 

Artık seni hiç sevmeyeceğim ve bu, beynimde sen varken dinlediğim son şarkı olacak.

Hadi, şimdi ölebilirsin.



(via girnehaber)


1 month ago · 26 notes (© girnehaber)

“Bu dünyada hangi büyük acıları çektiysem, onlar Heathcliff’in acılarıdır. O acıların her birini en başından beri müşahede ettim ve hissettim. Hayatta en büyük düşüncem odur. Her şey yok olsaydı ve bir tek o olsaydı da ben yaşamaya devam ederdim. Her şey yerli yerinde kalsa ve bir tek o yok olsaydı, bütün kainat bana yabancı bir yer olurdu. Kendimi onun bir parçası gibi hissetmezdim. Linton’a olan sevgim ormandaki yeşillikler gibidir. Kış gelince ağaçlar nasıl değişirse, eminim zamanla benim bu sevgim de değişecektir. Heathcliff’e olan sevgim ise o ormandaki ölümsüz kayalıklar gibidir. Kayalıkların görüntüsü pek hoş değildir ama onlarsız da olmaz. Ben Heathcliff’im. O hep ama hep benim aklımda…” — Emily Bronte, ‘Uğultulu Tepeler’ - Sayfa 107



Nisan’a 2,5 kala

Nisan’a 2,5 kala



Bugün… Yanında olmak. Seni solumak. Göğüs kafesimin içine kokunu doyasıya doldurabilmek. Ellerim avuçlarında ve başım omzunda iken aynı kulaklıktan, aynı şarkıyı, aynı hislerle dinleyebilmek. Sesini duyabilmek.

Derimi çıldırasıya geren dokunuşlarının;

Ellerimi, saçlarımı, kirpiklerimi titreten sesinin;

Saçlarımı saçlarına karıştıran rüzgarın içime işlemesine izin vermek.

Minik burun” deyişini duymak yine, yeniden.

Ve yazdığım her kelimeden sonra o aptal burnumu sen kokan parmaklarıma götürmek.

Anlamlı.

Artık bu parça, gereğinden fazla anlamlı





Yaşamın o aptal tekdüzeliğinin ortasında birden bir tını işitiyorum. Kulaklarımdan bedenime giriyor, başımın içinde yankılanıyor, göğüs kafesimin sol tarafını sızlatarak ruhuma işliyor. Zihnimdeki tüm gürültüleri susturup sadece şu sesi dinleyebilirim artık. Bıkmadan ve üstelik nefes bile almadan. Bu… Öylesine eşsiz ve öylesine içime dair bir şey ki…



(via icimdekicocugapatlattimbitane)



(Source: )


3 months ago · 200 notes (© )

(Source: sarhosadam, via ireminwonderland)


3 months ago · 432 notes (© sarhosadam)